|
VENEDIK ICIN BIR ALT YAZI “hic kimse bir ada, kendi basina butun degildir.” demis john donne, “canlar kimin icin caliyor.” adli siirinde… adaya vardigimda siir de geliyor benimle. sularla icice bu adaciklar sehrinde; “herhangi bir kimsenin olumu de beni eksiltir.” diye devam ediyor siir; “cunki ben insanlikla ilgiliyim.” sen diyorum; venediksin insanlikla ilgilisin. venedik bir ada sehir. anakaraya kara ve demiryoluyla tek bir hattan baglanan sular ve kanallar sehri. labirent sokaklariyla sarip sarmalayan, arada bir cikmazlarina goturse de mutlak bir kopruye, meydana, ya da kiyiya cikaran duvarlar sehri. duvarlar… nemden yana duvarlar, kirmizidan yana ve de ayak seslerinden yana… ayak sesleri olmasa bunca usumusluk, bunca nem yuku altinda binlerce yila dayanir miydi duvarlar? ya da o daracik alanlarda kendi ayak seslerine karsilik baskalarinin ayak sesleri olmasa nasil olurdu da kurtulurdu insanoglu bu labirentler dunyasindan? ne cok din, ne cok inanc, ne cok korku, ne cok umut, ne cok bagislanma… fresklerde, duvarlarda.sehire ne kadar siir yukuyle vardiysam da ustum basim kahveydi.(otobanda bir istasyonda kalakalmistim ve yapilacak iki sey vardi: kahve soylemek ve europe car’i aramak. oyle yapmistim ben de... yogun kahve kokulu bu kucucuk mekanda yuksek sesler, sik giysiler arasinda ardardina kahve soylerken bulmustum kendimi... ne kaciracak ucagim, ne soz vermisligim, ne de gec kalmisligim vardi. golf ariza yapmis, ben de kahveler dunyasindaki yerimi almistim) yuzonsekiz adasi, yuzyetmis kanali ve yalniz grand canal kiyisindaki ikiyuze yakin mermer oymali saraylariyla, hemen hemen her meydan girisinde ya da bir otekinde sikca rastlayacaginiz ne cok freskler diye giriste soz aldigim kiliseleri, katedralleriyle, san marco meydaninda binyediyuzlerden bu gune islevini surduren kafeleriyle, dokuzyuz yil dukalarinin hukum surdugu dukler sarayiyla, mahkumlarin dukalikla hapisane arasindan gecerken venedik’e son kez baktiklari 'ahlar koprusu'yle, grand canal'a basli basina hakim bir acidaki hep bi kalabalik rialto koprusu'yle ve yakinindaki balik pazari, kiyi lokantalari, aliveris mekanlariyla; meydandan sonra genislik duygusunu yeniden yasadigim, arsenale’siyle en cok da sik giysili venetian'lara yakisan daracik sokaklariyla, yer yoklugundan olulerinizi on yilligina alirim sonrasinda ozel bir bolmede kemiklerini saklarim diyen oluler adasi sen mishel'iyle, fenice tiyatro'su, guggenheim muzesi ve digerleriyle, rialto’ya zit acidan grand canal’i goruntuleyeceginiz, fotograflayabileceginiz venedik’in tek tahta koprulu academia’siyla, nufusu gittikce azalan, tarihteki gorkemli gunlerinde ucyuzbin iken simdi yetmisbinlerde olan, her yil kendini biraz daha adriyatik’e verirken guzelligini sakinmayan, saklamayan masal sehir… o gelip de gectiginiz bir cok koprulerin sonunda mutlak ulastiginiz meydanlarinda adriyatik’in yanak oksayan serinligiyle grappaniz, kahveniz ya da size incelikle sunulmus sarabinizla arkaniza yaslandiginizda palazzolarinin sisli goruntulerinde derin bir gecmise donus duygusunda basinizi donduren sehir…grand canal santa lucia tren istasyonundan sehire dogru ters bir s harfiyle uzanan bu kanalda su dolmusu, bir diger adiyla da vaperottoyla gezintiye ciktiginizda her iki yakadaki mimari dokuya hayran kalacak, pesinizi hic birakmayan ya da pesinden mi gidiyorum dediginiz o kalabalikta deklansorunuz, kaleminiz ya da belleginiz bir o kadar saskinlikla harekete gececek, venedik’in tarihinde yer aldiginizi kayda dusecektir. san marco… sanmarco meydani’nda adim atmak zor. hele hafta sonlari avrupa birligi ulkelerinin vatandaslariyla daha da bir kalabaliklasiyor sehir. san marco’yla, o gorkemli meydanla basbasa kalabilmek icin erkenden vuruyorum kendimi daracik sokaklara. san marco’ya variyorum; variyorum ki henuz aydinligin dokusu yeni yeni islemedeyken kafe lavena'nin erkenden acilmis sandalyelerin birinde bir kadin basilica di san marco’nun resmini yapmada. guvercinler o coskulu kalabalik saatlerini baslatmamislar henuz. tek tuk gelip konuyor, bir zamanlar yikilip yeniden yapilmis olan kuleye kanat uclarinda bakislarimi da goturup bu kule burada olmasaydi gokyuzu bu kadar yakin, meydan bu kadar genislik duygusu verebilir miydi diye sorarcasina donenip duruyorlar. sehri gezdiginizde harita mutlak gerekli. grand canal ve uzerindeki kopruleri referans aldiginizda ise kullanimi oldukca kolay. sehrin bir ucunda dokundugum koprunun mermer oymasi nasil kusursuzca islenmis, bir o kadar da zamana karsi korunmus ise, diger ucundaki basamak da oyle, duvar da oyle, sutun da oyle. sokaklar… meydanlar… kanallar… adriyatik’in yosun yesili sularinda gok yuzune boynunun keskin celik isiltisini uzatip suzulen gondollar… daracik mekanlardayim, sudan sokaklardayim, kuregin keskin bir cizgiyle dalip ciktigi kanal sularinda tek tuk hisirtilarla basbasayim. tugla duvarlar duvarlar arasindayim, basimin hizasinda isiklari yanan gizemli pencereler onundeyim. zaman icinde suya gomulmus, iptal edilmis kapilar onundeyim. sudayim, sokaktayim. adalar adriyatik’in sularinda ahsap kaziklarla isaretlenmis guvenli bir hatta usulca yol alan tekneniz sizi murano'ya ulastirabilir. orada murano isi camlarin yapildigi atolyelerde kisa bir zaman konuk edebilirler sizi. buradan otesi ise bir zamanlar dunyanin en degerli dantellerinin urettildigi rengarenk evleriyle sakin ve guzel balikci adasi burano’dur. ve torcelleo adasi… santa maria del asunte katedrali ve santa fosca kilisesi… burasi kucucuk bir adadir basli basina kiliseden bir hayattir gok yuzu ise fotograflarimdaki gibi maviden bir atlastir.maskeler ve karnaval. bu kentin en sirdasi, gizemine en yakisani da maskeleridir. diyelim tarihten bir yapraktir, tam alti ay suren karnaval zamanlaridir. katilmayan yok gibidir; toplumun her kesiminden insanlar ve dahi koleler… sonraki yillarda kilisenin baskilariyla kaldirilan, ardinda uzunca bir zaman sokaklarin, meydanlarin sessizligini daha da buyutup kaybolan karnaval gunleri... askin gunleri…cadde san marko’dan kiyi boyunca yuruyup caddeye vardigimda inanamadim. (daracik sokaklardan sonra alisilmadik bir goruntu.) cadde alabildigine genis tutulmustu. saginda solunda kafeleri, lokantalari, kucuk alisveris dukkanlari, cadenin asil sahipleri, yasayanlari vardi . sokaklara en yakisani da kendi hayatlarinin parcalaridir, yasayanlaridir. turist kalabaligindan uzaktaydim, camasir asili sabun kokulu sokaklara yon vermis kanat vermis caddedeydim, herhangi bir mekanda, eskiden fotograflarla eski tufekler arasindaydim. uc kisiydiler. cama yakin olani yuzunun keskin hatlarini pencereden gelen isiga vermis, hic bir yere bakmiyordu. ne kamerama dokundum, ne bir ses ettim ne bir ses duydum. ne birimiz otekini gordu ne birimiz bir digerini. ama ayrildik.caddedeydim; aksamustuydu, beni yorgun kilmaya gucu yetmeyen gunun gunesine veda saatiydi. adriyatik’le cadde arasindaki parktan gelen yogun serinlikteydim, yuzunu saraba donmus bir aksamustundeydim… caddede bebek arabali kadinlar... siyah tenli, kumral tenli, acik tenli kadinlar… has italyan kumaslarda, has italyan dokumalarda kadinlar… bebeler karsilikli arabalarda annnelerin yogun sevgi selinde uykuya dalmislar uykudan uyanmislar . caddedeydim; gokyuzu dedim; hani seni fotograflarken: artik gokyuzu maviden bir atlastir ve hayat o kadar guzeldir. diye soylemistim ya sen herseyi goruyorsun. ya sen ademoglu? “ademoglu neredeydin?” ne cok sehir yasarken ne cok sehir kanarken, heinrich böll seni yazdiginda da oncesinde de sonrasinda da neredeydin? "wo warst du, adam?" caddedeydim; acik tenli, koyu tenli bebeler, anneler arasindaydim. camasir asili sokaklarda henuz yanan mutfak isiklari onundeydim, herhangi bir zamanda, hayatima usulca aralanmis kapilar arasindaydim, arsenale’deydim. onbesinci yuzyilda ikiyuzbin yasiyani, esir ticareti, baharat ticareti, cam esya ticareti… murano’nun cam esya ustalari… adayi terketmelerinin bedelini canlariyla odeyen ustalar. olum… venedik’te olum. thomas mann’in kitabini hatirliyorum; gittikce uzayan lido sahilini, issizligi, sisler arasinda dalgali saclarini yuzune dusurmus tadzio’nun tanrisal golgesinde aschenbah’i… ve bir elin tersiyle itilip noktalanmis hayati.ve suyla icice bir yasam. ve agac, ve sehrin butun zamanlarinda elini, sirtini, yuzunu, govdesini dayadigi agac: kara agac, kara cam…cam sanatinin, ticaretin ve denizin ustalari. nereye baksam nereye yonelsem masallardi. fethiye, temmuz 2009
|